Ey tüm dağları, köprüleri ve tünelleri aşarak internette yolunu bulmaya çalışan sevgili okuyucu. Tüm bunları okuyabiliyorsan şu an itibariyle internettesin. Ya da öyle sanıyorsun. Peki ya okuyamasaydın? -ki bu her an olabilir. İnternette olmadığını anlamak için daha ne kadar okuyamadığın, yazamadığın, konuşamadığın, göremediğin ve duyamadığın olmalı? Belki de daha fazla.
Sen ki hayatın boyunca asi oldun. Annenin içme dediğini içtin, babanın gitme dediği yere gittin, abinin görüşme dediğiyle görüştün. Şimdi ne değişti? Hala birileri sana nasihat vermekte. Hala birileri senin yerine karar vermekte. Hadi anneni babanı seçemedin peki ya seni yönetenleri? Tüm bu yasakları, tü kakaları sana nasihat edenleri, diretenleri, seni sen olan herşeyden uzaklaştırmaya çalışanları? Tüm bunlar ne zaman oldu? Nasıl oldu? Neden oluyor? Kim kimin için yapıyor? Kim sana ne düşüneceğini söylüyor ve sen hala bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyorsun. Çok mu klişe? Belki de sen de öylesin. Bir sürüde sadece ortalarda bir yerdesin. Ne baştasın, ne de sondasın. Üstelik sürü de pek ilerlemiyor. Aynı çitin üzerinden yüzbinlerce kez atlamaya çalışırken sen, bazıları kaf dağının eteklerinde ipek kaftanlarına sarılmış mışıl mışıl uyuyabiliyor. Üstelik geçenlerde gazetelerin internetten arakladığı bir araştırmaya göre de çok uyuyan çok yaşamazmış. İsviçre bilim adamları sıkıntıdan bunu bile keşvetmiş. Sen düşün.
Sen düşün ama sakın söyleme. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış, onuncu köyde ise diğer dokuz köye giden yolları kaparlarmış. Gitmesek de, görmesek de o bizim köyümüzdür oysa. Gitmek istesek de “nereden geldin nereye gidiyorsun ey yolcu” deseler de o bizim köyümüz müdür? Müdür müdür müdür? Bırakın bu işleri. Bırakın derken gerçekten bırakın. İşinizi gücünüzü bırakın. Kafayı internetle bozun. İşiniz internet ile ilgiliyse iş yavaşlatma eylemi yapın, yerse istifa edin, limon satın, az yerse bağırarak şarkı söyleyin ya da gereğinden fazla çay kahve tüketin, sigara yasağını da sinir yapıp arada delin. Plazalarınızdan, masaüstlerinizden dışarı çıkın.
Bugün hergün zevkle okuduğunuz arkadaşınızın bloguna erişimin engellendiğini mi öğrendiniz? Peki neden hiç de hoşlanarak okumadığınız bankanızın sanal ekstresini hala görebiliyorsunuz? Yoksa takip ettiğiniz gazetenin sayfasının sansürlendiğini mi farkettiniz? Oysa hala kedinizin tuvaletine serdiğiniz gazetenin sitesi yerinde durmakta. -Sarman çabuk buraya gel!
Belki de istatistiklerini hergün defalarca yenileyerek kontrol ettiğiniz kişisel web sayfanıza bugün kimseciklerin uğramadığını öğrendiniz. Kafayı biraz olsun daha çizdiniz ve artık işin ucu zaatalinize de dokundu.
O zaman çıldıralım. Sevgili sıradan, hazır ve nazır, çileli ve çamaşır sularıyla defalarca çitilenmiş internet kullanıcısı. Seni mantık sınırları ve çerçeveleri boyunduruğundan azat ediyorum. Muz Cumhuriyeti‘ne hoş geldin. Sağ baştan say, hadi durma ve ihbar et.
Aklına gelebilecek bu blog dahil her siteyi ihbar et. İnan ki her sitede senin hoşuna gitmeyecek birşeyler bulman oldukça kolay. Örneğin bu yazı fazla ironi içeriyor. Mesela Google diye bir site varmış ve burada yasaklansa dahi müstehcen sitelerdeki görselleri hala görebiliyormuşuz. Ya çocuklar? Onları sadece ailelerinin korumasını bekleyemeyiz. Facebook da arkadaşların poke atarak ya da çete savaşlarına katılman için sana binlerce kez davetiye gönderip canını sıkıyor olabilir. Msn listendekilerin Türkçe‘yi doğru kullanmamalarını da şikayet edebilirsin. Eski kız arkadaşının Myspace sayfasını da listene ekle. İnternette sahte kimliklerle insanları dolandıranları da unutma. Kız olduğunu söyleyip erkek çıkan kullanıcılara ne demeli? Çok ayıp. Hepsi yasaklanmalı.
Sevgili ve saygılı internet kullanıcısı. Her fırtınada kopan adsl kablolarını hatırla. Önümüz kış. Kablolar bu sene de buz tutacak. O yüzden zamanın kısıtlı. İhbar edebiliyorken et ve bırak sana dokunuyorsa herkese dokunsun. Göze göz, dişe diş, Hammurabi kanunları bizden sorulur.
Not: Tüm ilgili bağlantılar google sayesinde bulunmuştur. En tepelerden bazı itinayla bazı rastgele seçilmiştir. Esen kalınız.